09 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan ve İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte yapılan değişiklikle birlikte, konaklama sektöründe yeni bir dönem başlamıştır. Bu düzenleme, özellikle itfaiye raporu bulunmayan ya da yangın güvenliği eksikleri olan tesisler açısından artık yoruma kapalı, net ve bağlayıcı hükümler içermektedir.
Yeni düzenlemeyle birlikte, yangın güvenliği kapsamında itfaiye raporu alınması zorunlu olan konaklama tesisleri için kritik bir süreç başlamış durumda. Yönetmelik uyarınca, itfaiye raporu bulunmayan ya da eksikliklerini tamamlamamış işletmelere 31 Mayıs 2026 tarihine kadar süre tanındı.
Ancak bu tanınan süre, işletmelerin faaliyetlerine devam edebilmesi için değil; yalnızca itfaiye raporunun düzenlenmesine esas teşkil eden yangın güvenliği eksikliklerinin giderilmesi, gerekli yapı içi imalatların ve tadilatların tamamlanması amacıyla verilmiştir. Bu süreçte denetimler aralıksız sürdürülecek; itfaiye raporunu ibraz edemeyen konaklama tesisleri gecikmeksizin faaliyetten men edilecektir. Faaliyetten men kararı verilen işletmelerin, söz konusu süre boyunca herhangi bir şekilde hizmet sunmasına izin verilmeyecektir.
Belirlenen sürenin sonunda da itfaiye raporunu temin edemeyen konaklama tesisleri açısından yaptırımlar daha da ağırlaşmaktadır. Yönetmelik hükümleri son derece açıktır: Gerekli raporu sunamayan işletmelerin işyeri açma ve çalışma ruhsatları iptal edilecek, tesisler tamamen kapatılacaktır.
Bugün gelinen noktada sorulması gereken temel soru şudur: Turizmci bu yeni süreçte ne yapmalı?
Öncelikle işletmelerin, mevcut durumlarını gecikmeden objektif biçimde analiz etmeleri gerekmektedir. İtfaiye raporu var mı, yok mu? Varsa güncel mi? Yangın algılama sistemleri, kaçış yolları, acil aydınlatmalar, kapılar, sprink sistemleri ve personel eğitimleri mevzuata uygun mu? Bu soruların tamamına net cevap verilmeden atılacak her adım, işletmeyi ciddi yaptırımlarla karşı karşıya bırakabilir.
İkinci adım, erteleme alışkanlığından vazgeçmek olmalıdır. Yeni yönetmelik, “süre uzatılır”, “geçici izin alınır”, “sezon bitsin bakarız” döneminin sona erdiğini açıkça göstermektedir. 31 Mayıs 2026 tarihi, yalnızca bir takvim yaprağı değil; hukuki bir eşiktir. Bu tarihten sonra eksikliklerin tolere edilmesi mümkün görünmemektedir.
Üçüncü olarak, finansal planlama artık lüks değil zorunluluktur. Yangın güvenliği yatırımları maliyetlidir; ancak faaliyetten men edilmenin, ruhsat iptalinin ve tesisin kapalı kalmasının maliyeti çok daha ağırdır. Turizmcilerin bu süreçte banka kredileri, yapılandırmalar, leasing ve benzeri finansman seçeneklerini değerlendirmeleri; gerekiyorsa kısa vadeli kâr hedeflerinden feragat ederek uzun vadeli işletme güvenliğini öncelemeleri gerekmektedir.
Dördüncü önemli başlık ise doğru danışmanlık ve teknik destek almaktır. Yangın güvenliği, kulaktan dolma bilgilerle ya da merdiven altı çözümlerle yürütülecek bir alan değildir. Yetkili mühendisler, akredite firmalar ve ilgili kamu birimleriyle koordinasyon içinde ilerlemek, hem zaman hem maliyet açısından işletmenin lehine olacaktır.
Ayrıca turizm işletmelerinin bu süreci yalnızca teknik bir zorunluluk olarak değil, kurumsal itibar ve misafir güveni yatırımı olarak görmeleri gerekmektedir. Bugünün bilinçli misafiri, yalnızca fiyat ve konforu değil; güvenliği de sorgulamaktadır. Yangın güvenliği konusunda eksiksiz bir tesis, pazarlama açısından da ciddi bir avantaj sağlar.
Son olarak, kamu otoritelerine de önemli bir görev düşmektedir. Denetim elbette yapılmalıdır; ancak bu denetimlerin rehberlik eden, yol gösteren ve çözüm üreten bir anlayışla yürütülmesi sektörün sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. Turizm, baskıyla değil; iş birliğiyle büyür.
Unutmayalım; Yangın güvenliği bir tercih değil, zorunluluktur. Ancak sürdürülebilir turizm de göz ardı edilemez. Bugün alınan doğru kararlar, yarın kapalı kapılar yerine açık tesisler, güvende misafirler ve ayakta kalan işletmeler anlamına gelecektir.
Dr. Zekeriya BİNGÖL
Akademisyen/Kültür ve Turizm Uzmanı
